DeBeers
ve
Tedarik Zinciri


DeBeers ve Ötesi : Uluslararası Pırlanta Kartelinin Tarihçesi


SONSUZA KADAR PIRLANTA

Pırlanta lüksün en büyük göstergesidir. Kullanım amacı olmayan bir
malzemedir. Ama insanlar pırlantaya sahip olmayı işe yaradığı için
değil onu arzuladıkları için isterler.

İnsanlardan bunu duymak pırlantanın kendine has işçiliğinin o kişinin
zenginliğinin ve gücünün göstergesi olduğu fikrinin piyasa tarafından
oluşturulduğuna inandırıyor: Eğer pırlanta endüstride kullanılsaydı
getirisi 2$ ile 30$ arasında olacaktı; aslında pırlanta az bulunan bir
materyal değil ve pahalılığı savunulamaz. İnsanların düşüncelerine
bakılırsa pırlanta hala bir numaralı güç ve lüks göstergesidir ve bu
hemen hemen bütün dünyaca kabul gören bir kavramdır. Geçmişe
bakarsak bunun sadece bir şirketin düşüncesi olduğunu görürüz,
1870’de Cecil Rhodes tarafından kurulan DeBeers Şirketi. DeBeers
şirketi neredeyse bir yüzyıldır yegane satın alma ve pazarlama
stratejisiyle piyasadaki fiyatları etkiliyor ve bu sayede piyasada
oldukça başarılı ve etkileyici bir kontrole sahip. Son zamanlarda ise
DeBeers’in bu egemenliğine meydan okumaya hazır olanların varlığını
işaret eden ipuçları var ve DeBeers bunlarla ilerde savaşmak
zorunda kalacak.

PIRLANTA VE KARTEL

Asırlar boyunca sadece 2 ülke pırlanta üretimini elinde tuttu
Hindistan ve Brezilya. 19. yüzyılın ortalarında pırlanta kaynakları
dünyada o kadar azdı ki soylular ve hükümdarlar bile bunlara zor
sahip olabiliyor ve elerlide tutabiliyorlardı. Sıradan halkta pırlantanın
bulunması fikri bile akla gelmezdi. 1867’de Güney Afrika’da
pırlantanın bulunmasıyla kaynaklar hızla arttı, buna rağmen
günümüzde pırlanta az bulunan ve kıymetli olma özelliğini koruyor.

Son bulgulara göre Kaliforniya’daki altın işçileri gibi Güney Afrika’daki
pırlanta işçileri de aceleci çıktılar. 2 Bu bir prensip meselesi çünkü
herkes kendi hesabına çalışmayı tercih ediyordu. Bununla birlikte
kaynak alt yapı ihtiyacı ve kaynak alanının yetersizliği yüzünden
sınırlı alanda beraber çalışmak zorundaydılar. Geç gelenlerin kavga
çıkarması nedeniyle Kazıcılar Komitesi bunu düzenliyor ve bölgedeki
yerleri paylaştırıyordu. Her kazıcı bir en fazla iki yer alabiliyordu.

Bireysel olarak büyük alanlarda pırlanta aramak imkansız gibiydi,
sadece küçük ortaklar bir araya gelerek büyük bir alanı
kapsayabiliyordu. Bununla birlikte kazı için gerekli aletleri, suyu
pompalamak ve pislikleri çıkarmak için geren aletleri ya maden
dışından satın almak ya da kiralamak gerekiyordu bu yüzden ortak
olmak zorunda kalıyorlardı. 3 Cecil Rhodes pompa aletlerini kiralayan
ilk iş adamıdır ve bu piyasanın büyük bir potansiyeli olduğunun kısa
sürede farkına vardı. Malzeme kiralamayı ilk yerini alana kadar
yatırımlar yaparak sürdürdü. 1880’da yeterli büyüklükteki bir yere
sahip olabilmek için bölünmüş bir şirketi tek başına idare edebilmek
için mücadele etti. Böylece DeBeers maden şirketi yaratıldı. 1987’de
Güney Afrika madenlerinin tek sahibi haline geldi. Tesadüfen Cecil
Rhodes “Pırlanta Sendikası’nın” dağıtım kanalını iş arkadaşı tüccar
Kimberley’in ittifakı ile kontrol altına aldı ve ortak çıkarları
doğrultusunda pırlantanın yüksek fiyatlara satılması için DeBeers adı
altında toplandı.

İlerleyen 30 yılda Alman Göçmeni Ernest Oppenheimer Güney Afrika’
daki pırlanta ve altın sektörünün önemli şahsiyetlerinden biri
olduğunu belli etti. Bir süre sonra Anglo Amerikan Ortaklığına pırlanta
uzmanı olarak üye oldu ve Güney Afrika altın madenlerinin
hisselerinin büyük kısmına sahip oldu. Onun amacı DeBeers Şirketi’
nin yönetim kurulunda iyi bir yer kazanmaktı ki gücü ve bilgisiyle
firmayı büyütmek için pırlanta endüstrisinde iyi bir şansa sahip
olacağını hissediyordu. En sonunda Openheimer sendika yapısının
pırlanta dağıtımını kontrol etme konusunda DeBeers’e yeterli gücü
sağlayamayacağını hissetti. Hatta sendika üyeleri tarafından umulan
büyük fiyat ve kalitenin düşürülme ihtimali tehlikesinin farkına vardı.
Bunu yanında Openheimer DeBeers kurul üyeleri tarafından aşırı
hırslı bulundu ve kurul üyesi olma yolları on yıl kadar ertelendi. Bu
onun cesaretini kırmadı ve ne zaman ki onlar hisseleri satmak
zorunda kaldılar o ve hem arkadaşı hem de iş ortağı olan Solly Joel
ile birlikte yavaş yavaş hisseleri alarak Şirketin en büyük iki hissedarı
haline geldiler. Sonuç olarak 1926’da Openheimer DeBeers’in
mülkiyetini ve tüm kontrolünü kazandı ve sonrasında başkan oldu.
Pırlanta Kuruluşlarının en büyüğü olarak tüm dünyada üretim ve satış
birimleri oluşturdu. Dışarıdan her bir tedarikçi firma belirli araçları
kullanmak için sözleşme gereği bu araçları CSO’ ya onaylatmak
zorundaydı. Bir süre sonra şirketin pırlanta kaynağı tekeli olma
özelliği Avustralya, Sibirya ve Batı Afrika’da bulunan yeni rezervlerle
tehlikeye girdi. Ernest’in oğlu Harry Oppenheimer bu tehlikeyi hemen
fark etti ve firmanın silahı olarak Cenral Selling OrganizationIn
dağıtma gücüne odaklandı ve bunu korumak için çok çaba harcadı.

DeBeers’in büyük şirket olma özelliği o zamandan bu zamana pek
değişmedi: DeBeers sadece kendi madenlerinden (bu bütün
kaynakların yarısı oluyor) değil diğer madenlerden de pırlanta satın
alıyordu. Her yıl ne kadar miktarda pırlanta satacağını planlıyordu.
Her üreticinin toplamın yüzde kaçını üreteceği belliydi ve bunu
garanti ediyordu. DeBeers ise aldığı miktarı CSO’ya teslim ediyordu
ve oradan satışa sunuluyordu. Üreticiler değişen satış fiyatları ve
genel isteğin durumuna bağlı olarak satış fiyatı üzerinden %10 ile %
20 arasında değişik oranlarda kazanabiliyordu.

Bütün endüstrinin ihtiyacını sadece CSO karşılıyordu. Piyasadaki
kalite ve fiyatı denetim altında tutuyorlardı. Görünüşte al ya da bırak
esası üzerinden bir yıl içinde on kez Londra’da tutulan pırlanta
ambalajları alınıyor ve satılıyordu. (Sightholderlar) Çünkü görünüşte
bunları alanlara CSO tarafından ayrıcalık tanınıyor ve sadece birkaç
tüccar önerilen ambalajları reddetme cesaretini gösterebiliyordu. İlk
zamanlarda CSO vasıtasıyla satılan pırlantaların payı %80 iken
günümüzde bu oran %65 ile %75 arasına inmiştir bunun nedenin
meydana gelen yeni gelişmeler olduğu tahmin ediliyor.

CSO’dan tüccarlar tarafından alınan pırlantaların kesilip, yüzey işlemi
görüp tekrar satıldığı dünyadaki başlıca temizleme merkezleri:
Antwerp, New York, and Tel Aviv’dedir.

DeBeers’in başlıca rolü pırlantanın az bulunan bir maden olduğu
fikrini savunmak. Bu reklamlar ve tedarikçilerin çoğunun satın
alınmasıyla sağlandı ve bu da fiyatların düşmesini engelledi. Prensip
olarak DeeBeers asla fiyat düşürmez. Bu dışa kapalı organizasyonun
farklı yollardan da kar ettiği kanıtlandı: Üreticiler gelişmekte olan
ülkelere pırlanta konusunda aşırı güveni genellikle sabit para akışı ile
sağlanıyordu. Satıcılar sabit fiyat artışlarını bunu müşteriye kolayca
yansıtabildikleri için faydalanıyorlardı. Bununla birlikte DeBeers’in bu
anlaşmadan oldukça karlı çıktı ama üreticilerin onların kendi
isteklerine göre satıcılara fiyat belirlemeleri ve uygunsuzca yüksek
paha biçmeleri hakkında ne düşündüklerini sormak gerekir. Hem
satıcıların hem de üreticilerin CSO tarafından baştan çıkarılmaları bu
yüzden oldukça önemli.       

Kartel tehdit altında – İsrail: Eğilim İsyanı

1970’lerin ortasında endüstrinin hemen hemen her sektöründe
büyüyen kazançlar DeBeers için tersine döndü ve büyük hatalara
neden oldu. 1970’de İsrail büyük bir enflasyon dönemine doğru
ilerliyordu; pırlanta ise tek sabit paralarıydı ve bunu stoklamak
kıymet anlamına geliyordu; pırlanta ödünç verme oranında
ayrıcalıklara sahip olmaları bundan korunmanın en iyi yoluydu. Bu
tüccarların pırlantanın önemli miktarda kısmını daha sonra tekrar
satmak amacıyla stoklamasına neden oldu. Bunun sonucunda
pırlanta kaynakları suni olarak arttı ve fiyatlar düştü.

DeBeers ilerde fiyatların artığı gibi karlarının da artacağını umarken;
yakın gelecekte onları felaket bekliyordu: Bundan sonra “pırlanta
sonsuzdur” ve satılmamalıdır fikri ortaya kondu. Pırlanta yatırım
amacı olarak elde tutulurken, bununla birlikte piyasada bulunan tüm
pırlantalar önceden olduğu gibi DeBeers’in kontrolüne geçti. Önemli
bir nokta da eğer bu önemli sayıdaki stok yapanlar ellerindeki tüm
stokları aynı anda piyasaya sürselerdi, kalite artacaktı ama fiyatlar
hızla düşecekti, bu da pırlantanın az bulunma imajını yıkacaktı.

DeBeers çeşitli yollarla çıkan spekülasyon dalgalarını yumuşatmaya
çalıştı. Pırlantaları CSO’ya satmak üzere geçici olarak zorla
toplanmasının dayatılmasına neden oldu. Öncekiler olmamış gibi bu
dayatma geri çekildi. Oluşan spekülasyonları bastırmak için önlemler
alındı: Spekülasyonlar büyük kayıplara neden olduğundan
dayatmalar geri çekildi ve fiyatlar aniden durdu. Ek olarak DeBeers
temsilcileri isyan eden İsrail tüccarlarını uyarmak için gönderildi. Eğer
DeBeers’in düzenine itaatsizlik etmeye devam ederlerse,
pırlantalarının ödeneklerinin %20sini keseceklerini ve sadece
DeBeers taraftarı tüccarların stoklarını alacaklarını belirtti, sonrasında
fiyatlar düştü. Sonuçta önceki önlemler stoklamayı durdurmada
başarılı olamadığı için Sendikadaki İsrail katılımcıların sayısı azaltıldı
ve pırlantaya değer kaybettirenler büyük cezalara çarptırıldı.

Bir arada, bu ölçütlerin hepsi Kartel’i kontrol etmenin etkin bir yolunu
ortaya koydular: Elmas üzerindeki faiz oranları normal seviyeye
döndü ve elmas fiyatları dengelendi. İsrailli tüccarlar bu sayede
stoklarından kurtulup fiyatlarını ve DeBeers’a karşı miktar belirleme
özerkliğini kabul ettiler. Ama bu hataları için hatırı sayılır bir para
ödediler. 1970’lerin sonlarında, elmas endüstrisindeki her dört
işçiden biri işini kaybetti.

DeBeers isyancıları başarıyla hizaya sokarken, 1970’lerde olan
olaylardan fazlasıyla etkilendiler. Kontrollü fiyat artımı ve talep
düzenlemesi politikasının aksine, DeBeers da elmas pazarının
avantajlarını kullanmak üzere kandırılmıştı. CEO’ların gözünden
belirlenen ücretler birden arttı ve sonunda karşılanamayacak
seviyeye geldi. Bu da spekülasyonları tetikledi ve elmas istifçileri
pazardaki paylarını düşürmeye karar verdiler. Bu durumda DeBeers’
ın yapabileceği tek şey fazla olan arzı satın alarak karşılık vermek
oldu. Miktarlar dahilinde, bu biraz pahalıya mal oldu ve elmas stokları
1984 yılında neredeyse 2bn dolara mal oldu.

ZAİRE

Bu olaylar sonunda kartele başka bir saldırı daha olmasına mal oldu.
Zaire onlara CSO tarafından sunulan koşulların beklentilerinin altında
olduğuna karar verdiler. Zaire elmas satışlarından yüzde 20 elde
tutma ücreti alınacağını iddia ettiler ve serbest piyasaların
bazılarından endüstriyel pırlantaları gerçek fiyatının altında kolayca
geri alacaklardı. Hatta aldılar. Bununla birlikte Zahire’nin girişiminin
oldukça üzücü olduğu kanıtlandı. Kartel her çeşit elmastan stoklara
sahip olduğu için, DeBeers bunlardan birazını hakim fiyatın altında
pazara sunmaya hazırlanıyordu. Üretimin yüzde 3’ünün altında bir
miktarı elinde tutan Zaire’nin fiyatları arttırma lüksü yoktu.

Fazlaca elmas ihracatına dayanan Zaire, sonunda kartele tekrar
başvuru için DeBeers’a başvurdu, ama DeBeers başta sunduğundan
çok daha kötü şartlar sundu.

RUSYA

1957’lerde, Sibirya’da çok miktarda elmas bulundu. DeBeers bu yeni
arzın ortaya çıkaracağı tehlikeyi farkettiğinden Sovyet Rusya’yla
anlaşmaya yanaşmadı. Sunulan şartlar hiçbir zaman ortaya
konulmadı. Endüstrideki kaynaklar, DeBeers Sibirya madenlerinin
pazara CSO’dan başka bir kanaldan giremeyeceğini söylediğinde
ikna oldular. Sovyet Rusya’nın dünya üretiminin yüzde 10-20 kadarını
temsil ettiği hesaplandı. DeBeers belirlenen koşullar altında Sovyet
üretiminin yüzde 95’ini satın almayı ve yüzde 5’ini işleyip satmayı
garantiledi. Burada kartelin Sovyet rezervinin çoğunu elde tutması
için vermesi gereken bir taviz söz konusuydu.

Sovyetler Birliği elmasları doğrudan pazara satmanın çok daha fazla
kar getirdiğini farketti. Bu tekrar gündeme gelince, kartel de tekrar
işin içine girmek zorunda kaldı. 1984’lerin başlarında Antwerp-
Avrupa’nın işlenmiş elmas pazarı- düşük fiyatta yüksek kalitede Rus
elmaslarıyla doldu. DeBeers’dan Rusya’nın pazara dahil olmaması
konusunda aldıkları garantinin ortadan kalktığını gören elmas
tüccarları ikilemde kaldılar: Kartelden satın almaya devam etmek mi?
Yoksa hatrı sayılacak bir indirimle Rusya’dan satın almak mı? Elmas
tedarikçileri de aynı ikilemde kaldılar: DeBeers aracılığıyla mı satışa
devam etmeliler? Yoksa Rusya’yı mı takip etmeliler? Bu sırada
DeBeers da kar düşüşleriyle ilgileniyordu.

Sovyet Rusya bu sefer gerekli ve uygun şartlarla kartele katıldı.
DeBeers Rusya’yı rezervlerini satacak müşteri bulma zahmetinden
kurtardı. Rusya’nın hızlı yükselişi olumlu bir yan etki ortaya çıkardı.
DeBeers’ın pozisyonu artık sarsılmaya başlamıştı. Şirket, Rusya’yla
birleşmeyi engellemek için, tedarikçilerine yüzde 7,5’lik bir fiyat artışı
sağlamak zorundaydı. DeBeers ilk kez zor durumdaydı çünkü Rusya
kolay baş edilebilecek bir rakip değildi. Endüstri dengeleri de
sarsılmıştı.

1980’lerin ortalarında, kararsız bir denge sağlanmıştı: Elmas
üreticileri için şartlar geliştirilmişti, Rusya tekrar DeBeers’ın kanatları
altındaydı ve elmas tüccarları bir sonraki adımı kime atacağını
bekliyorlardı.

1987 Ekim’de, elmasa yatırım yapmak tekrar cazip hale geldi. Stok
Pazar felaketi hisselerin düşmesine neden olmuştu. Finansal bir
rahatlamaya ihtiyacı olan DeBeers, bunu fırsat bildi ve fiyatları
arttırmaya başladı. Bir kere daha, tüccarlar DeBeers’ı dikkate
almadılar. Fazla elmas satışına itiraz etmek yerine, pazara karşı,
müşteri talebini arttırmak için yeni potansiyel pazarlar ortaya
çıkarmaya başladı.

AVUSTRALYA

Avustralya’da yüklü madenler, kartelin dışına satılırsa, sağlamlığı
sarsılabilirdi. Arglye Elmas Madenleri Şirketi, daha az agresif bir
stratejiyle ortaya çıktı: Bu strateji karteli unutulmaya sürükleyecekti.
Arglye uygun pazarlarda, yüksek fiyatta değerli taş ve renkli
elmaslarla, olmaya karar verdi. Renkli elmaslar DeBeers’ın pazarlama
stratejisi için önemli değildi. CSO vasıtasıyla bunları satmak da Arglye
için uygun değildi. Agrlye, pazar liderini rahatsız etmeden başka
işlerle ilgilendi.

1995’lerin sonunda CSO Arglye’nin üretimini kısıtladı ve yüzde 85’ini
satmaya karar verdi. O günden beri, Avustralyalılar Hintli elmas
endüstrisindekilerle yakın ilişki içinde oldular. DeBeers’in buna tepkisi
geç olmadı: Arglye’nin elmaslarının fiyatları hızla düştü.

KANADA

1991’de pazarda olabilecek başka bir rezerv daha ortaya çıktı. Ama
DeBeers bu taşların dağıtımını kontrol altına alamadı.

Kontrol Ekati Madenleri’nde olmak üzere, Kanada’daki en büyük
rezerv BHP Co. Tarafından kazanıldı. DeBeers BHP Co.’nun madeni
CSO aracılığıyla satmasını istedi.
("Sightholderlar" hakkında daha
fazla bilgi için diagrama, "DeBeers" hakkında daha fazla bilgi için
DeBeers logosuna tıklayınız.)
Graff London tarafından
satın alınan 103 karatlık
ham elmas
Sayfa Yukarı